Akupunktur
Sunumlar
Önleyici Tedaviler
İlaçsız Hayata Merhaba!
"Modern yaklaşımlar birçok hastalıkta hastaya kalıcı çözüm sunamadığı için, hastalığın belirtilerini azaltma yöntemleri geliştirerek ilaca bağımlı bir yaşam modeli sunar. Ve bu hastalıkları 'tedavi edemediği' hastalıklar olarak değil "...tamamı için tıklayınız.


Modern yaklaşımlar
birçok hastalıkta hastaya kalıcı çözüm sunamadığı için, hastalığın belirtilerini azaltma yöntemleri geliştirerek ilaca bağımlı bir yaşam modeli sunar. Ve bu hastalıkları 'tedavi edemediği' hastalıklar olarak değil de, 'tedavi edilemeyen' anlamında 'kronik hastalıklar' olarak adlandırır.


Yüksek tansiyon, migren, astım, allerjik nezle, kronik sinüzit, kronik ürtiker, akne, egzema, sedef hastalığı, menapoz sendromu, obezite, artritler, hemipleji, bazı hepatitler, kronik nefritler, sindirim sistemi hastalıkları ve diyabet gibi...


Kronik hastalıklar olarak adlandırılan bu ve benzeri birçok rahatsızlıkta bozulan şey, vücudun sistemler arası dengeleridir. Tip I diyabet gibi bazı hastalıklarda ise bozulan bu dengeler kalıcı tahriplerle sonuçlanır. Tip I diyabette pankreasın insülin salgılayan hücreleri vücudun kendi savunma sistemi tarafından tahrip edilmektedir. Bu rahatsızlığın ilerleyen evrelerinde, vücut tarafından üretilemeyen insülini dışarıdan yapılan injeksiyonlarla yerine koymaktan başka çıkar yol yoktur.


Oysa, pankreas tümüyle tahrip olmadan önce, savunma sistemi olması gereken hassasiyet seviyesine çekilebilseydi, bu insan insüline bağımlı yaşamak zorunda kalmayacaktı. Bu durum alzhemier için de farklı değildir, dialize bağımlı böbrek hastaları için de.


Yani bu ve benzer rahatsızlıkların akupunktur tedavi yöntemiyle ilerlemelerinin durdurulması, başlangıç dönemlerinde teşhis edilip sistemler arası düzenlemeler yapılabilirse, hastalığa tam olarak dönüşmeden tedavi edilmeleri mümkündür.


Astım, kronik nezle, deri allerjileri gibi allerjik hastalıkların tümünde, migrende, obezitede, sindirim sistemi problemlerinde, uyku düzensizlikleri ve depresif ruh hallerinde, eklemin tümüyle tahrip edilmediği romatizmal hastalıklarda, siroz hastalığına dönüşmediği sürece viral (B ve C tipi) hepatitlerde, bel ve boyun fıtıklarında, beyin kanaması gibi kalıcı sorunlara yol açmadığı sürece yüksek tansiyon hastalığı gibi problemlerde durum daha da iç açıcıdır.


Bahsi geçen hastalıklarda, temel problemin kendisi tümüyle çözülebilir. Meydana gelen hasarlar ise ciddiyetine ve üzerinden geçen süreye bağımlı kalmak şartıyla tüme yakın ya da kısmî düzelmeyle sonuçlandırılabilir.


Özetle, doğru bitkisel diyetlerle birleştirilen akupunktur tedavi yöntemi için, modern zamanların 'kronik hastalık' olarak adlandırdığı birçok hastalığın 'yalnızca hastalık' olması şaşırtıcı bir durum değildir. Aksine, bizim kanıksadığımız bir durumdur.
            

Migren
" Beyin dokusu tıp bilimi için, bir ölçüde çözümlenebilse de büyük ölçüde gizemini korumaktadır. Migren bu gizemli alanın rahatsızlıklarından biri. Bu nedenle modern tıp dahilinde yüz güldürücü sonuçlar alındığını söylemek şimdilik m&u"...tamamı için tıklayınız.

 
Beyin dokusu tıp bilimi için, bir ölçüde çözümlenebilse de büyük ölçüde gizemini korumaktadır. Migren bu gizemli alanın rahatsızlıklarından biri. Bu nedenle modern tıp dahilinde yüz güldürücü sonuçlar alındığını söylemek şimdilik mümkün görünmüyor.


Ancak akupunktur migren tedavisinde de tama yakın bir başarıyla kullanılıyor. Batılı hekimlerin geleneksel yöntemler üzerinde çalışırken fark edip geliştirdikleri kulak akupunktur yöntemi ise, modern tedavi protokolleri içerisinde migren hastalığı için kolay ve kalıcı tedavi yolu olarak alternatifsiz bir yer edinmeye başladı. Tedavi arada başka bir rahatsızlık olmadığı sürece genellikle 12 seans sürüyor. Haftada iki seanstan altı haftalık bir tedavi yeterli oluyor.


Akupunktur tedavi yöntemiyle vücudun iki farklı makro refleks sistemleri olan sempatik ve parasempatik sistemler arasındaki denge yeniden kuruluyor ve beynin oksijen ve enerji kullanım yolları rehabilite ediliyor. Kan basıncı rahatlıkla düzenlenebiliyor. Sonuçta, bizim de altına defalarca imza atabileceğimiz kalıcı başarılar elde ediliyor.

Obezite
"Bir insanın fazla kilo alması veya normalden fazla vücut ağırlığına sahip olması, yalnızca ihtiyaçtan fazla gıda alımı ile bağlantılı değildir. İki insan aynı kaloriyi aldıkları halde birinin zayıf, öbürünün fazla kiloya sahip olması mümkündür. Bir çok hormon bu olayda doğrudan veya dolaylı olarak rol oynamaktadır. Kalıcı bir tedavi i&c"...tamamı için tıklayınız.

Bir insanın fazla kilo alması veya normalden fazla vücut ağırlığına sahip olması, yalnızca ihtiyaçtan fazla gıda alımı ile bağlantılı değildir. İki insan aynı kaloriyi aldıkları halde birinin zayıf, öbürünün fazla kiloya sahip olması mümkündür. Bir çok hormon bu olayda doğrudan veya dolaylı olarak rol oynamaktadır. Kalıcı bir tedavi için sadece iştah üzerinde bir düzenleme yeterli değildir, genel bir düzenlemeye ihtiyaç vardır.


Akupunkturda kullanılan özel noktasal uyaranlar, vücuttaki fazla yağların atılmasına birkaç yolla etki etmektedir:


  • İştah merkezine etki ederek iştahı azaltır ve normal sınırlara inmesine katkıda bulunur. Hatta bazı hassas bireylerde iştahın tamamen kapandığı gözlemlenmiştir.

  • Bazı sinir sitemi hormonlarını -örneğin, seratonin gibi- düzenleyerek kronik yorgunluğu ortadan kaldırır.

  • Vücuttan su atılımını artırarak bedensel yorgunluğun fiziksel nedeni olan 'laktik asit'in vücuttan uzaklaştırılmasını kolaylaştırır.

  • Bazı sters hormonlarını düzenleyerek genel bir dinginliğe ulaşılmasını kolaylaştırır.

  • Uykuyu düzenleyerek, uykudan istifadeyi artırır. Dolayısıyla günlük aktivitenin rahatlıkla yapılabilmesini sağlar ve canlılığı artırır.

  • Bu noktalar göz önünde bulundurularak yapılan bir akapunktur tedavisinin meydana getirdiği etki çoğunlukla tedaviden sonra da devam etmektedir.


    Özetle,
    Akupunktur, iştahı ve stresi azaltarak özgürce diyet yapabilmenize ve yorgunluğu azaltarak dilediğiniz kadar egzersiz yapabilmenize yardımcı olur. Gün içerisine dengeli bir şekilde dağılmış kalorisi düşük beslenme ve harcanan enerji oranını artıran stresten uzak faaliyetler, tedavide başarıya giden yol durumundadır.


     

    Astım
    "Astım rahatsızlığında solunum yolları hastanın rahat nefes alıp vermesine imkan tanımayacak ölçüde daralmaktadır. Bu rahatsızlığın genetik tarafları olmakla birlikte sonradan edinilen yönleri de vardır:1. Ailevi olarak bir yatkınlık söz konusudur.2. Bununla birlikte, bu alerjik yatkınlığın açığa çıkmasını kolaylaştıran çevr"...tamamı için tıklayınız.

    Astım rahatsızlığında solunum yolları hastanın rahat nefes alıp vermesine imkan tanımayacak ölçüde daralmaktadır. Bu rahatsızlığın genetik tarafları olmakla birlikte sonradan edinilen yönleri de vardır:

    1. Ailevi olarak bir yatkınlık söz konusudur.

    2. Bununla birlikte, bu alerjik yatkınlığın açığa çıkmasını kolaylaştıran çevresel etkenler de söz konusudur.

    Yaşanan güçlü stresler bu etkenlerin başında yer alırlar. Sonrasında polen, ev tozu ya da başka herhangi bir nedene bağlı olarak akciğerlerdeki solunum yolları ve hava kesecikleri daralmaya başlar. Bu durum tekrarlandıkça yerleşir ve nihayetinde astım hastalığı olarak oturur.

    Hastanın bünyesi için alerjik olan etkenle karşılaşıldığı zaman bu durum tekrarlanır. Hastalık tekrarlayan ataklar ile seyreder. Bazen dışarıdan gelen alerjik herhangi bir etken olmaksızın bünyenin kendisi tarafından salgılanan gizli alerjik maddelerle de bu alevlenmeler yaşanabilir.

    Rahatsızlığın temeline inildiğinde vücutta yer alan iki temel refleks sisteminin arasındaki dengelerin bozulduğu görülür. Bunlar sempatik ve parasempatik sistemlerdir. Astım parasempatik sistemin sempatik sisteme oranla daha aktif olduğu bir rahatsızlıktır. Zaten tedavide, sempatik sistemi uyararak, sistemler arasındaki dengeyi yeniden sağlamak esastır.

    Tedavide kullanılan ilaçlar bu yönde geliştirilmiş ilaçlardır. İlaçlarla yapılan bu dengeleme çabası, ilaçlar kullanıldığı sürece bir sonuç verebilir. İlaçlar kesilir kesilmez hastalık yeniler. Astımın kronik hastalıklar sınıfına alınmasının nedeni budur. Modern tıp dahilinde tümüyle iyileşme elde etmek bugüne kadar mümkün olmamıştır.

    Astımın akupunkturla tedavisinde de etki olarak benzer yöntemler kullanılır. Parasempatik sitem baskılanırken, sempatik sistem uyarılır ve tekrarlayan seanslarla bu denge yerleştirilir. Çoğunlukla haftada 2 seanstan 6 haftalık toplamda 12 seanslık bir tedavi ile tümüyle şifa elde etmek mümkündür.


    Hastalığın iyileşme oranı da son derece yüksektir. Tedavi kesildikten sonra hastalığın nüksetme sıklığı bir sene içerisinde hemen hemen hiç yoktur. Bir yıl sonra 3 seanslık bir destek tedavisi yapılır. Böylece elde edilen etki daha yerleşik hale getirilir. Daha sonraki 1 seanslık bir destek tedavisi hastalığı bitirmek için çoğunlukla yeterlidir.

    Uyku Sorunları
    "Uyku, günlük aktivitelerle yorulan vücudumuzun, yaşamsal işlevlerini asgari düzeye indirerek kendini yenilemesi ve bir bakım sürecine girmesidir. Bu nedenle yeme, içme gibi zorunlu ihtiyaçlar içerisinde yer alır. Uykunun düzenindeki veya kalitesindeki bozulma, vücudun bakım ve onarım işlevlerini kesintiye uğr"...tamamı için tıklayınız.

    Uyku, günlük aktivitelerle yorulan vücudumuzun, yaşamsal işlevlerini asgari düzeye indirerek kendini yenilemesi ve bir bakım sürecine girmesidir. Bu nedenle yeme, içme gibi zorunlu ihtiyaçlar içerisinde yer alır. Uykunun düzenindeki veya kalitesindeki bozulma, vücudun bakım ve onarım işlevlerini kesintiye uğratarak, gün içerisinde oluşan zararlı ürünlerin vücuttan uzaklaştırılmasını yavaşlatır ve hücrelerdeki yenilenmeyi askıya alır.

    Eğer bu durum devamlı bir hal alırsa, genel yorgunluk ve sonrasında bitkinlik kaçınılmazdır. Halihazırda uyku düzensizlikleri kronik yorgunlukların nedenleri içerisinde en büyük bölümü oluşturmaktadır.

    Uyku düzensizlikleri başlığı altında ele alınan rahatsızlıkları iki bölüme ayırmak mümkündür. Birincisi uykusuzluk ya da uyuyamama tarzındaki problemlerdir ki uykunun toplam süresi kısalmıştır. Hasta yeterince uyuyabilmek için genellikle ‘uyku ilacı' olarak adlandırılan hazır kimyasallara başvurur. İkincisi ise uykuda geçirilen toplam sürenin yeterli olmasına rağmen uykudan gereği gibi dinlenerek kalkamama, sabah yorgunlukları şeklindeki sorunlardır.

    Modern tıp dahilinde uyuyamama şeklindeki uyku sorunlarında, hastanın uykuya dalmasını kolaylaştıracak ve uyanmasını zorlaştıracak ilaçlar kullanılırken, uyku probleminin ikinci yarısını oluşturan yeterince uyumaya rağmen dinlememe durumunda genellikle depresyon ilaçları tercih edilir.

    Hastalığın akupunktur ile tedavisinde vücudun uykuya geçişini kolaylaştıran merkezler aktive edilirken, gün içerisindeki uyanıklığı sağlayan merkezler de dengeli bir şekilde uyarılır. Böylece hem uykunun düzeni orjinal haline çevrilir, hem de gündüz uyanıklığı net olarak sağlanır.


    Akupunktur ile tedavi edilebilen rahatsızlıklar içerisinde uyku sorunları akupunktura hızlı yanıt veren grupta yer alır. Tedavinin toplam süresi genellikle 12 seansı geçmez. Tedavi sonrasında uyku ve uyanıklığı ilaç kullanmaksızın rahatlıkla devam ettirebilecek sonuçlara ulaşılır.


     

    Akupunktur Nedir?
    "Akupunktur, ancak tecrübeli, hassas ellerle bulunabilen ya da hassas cihazlar yardımıyla ölçülebilen vücuttaki enerji yuvalarına, salt iğne batırmakla yapılan uyarıların tedavi amaçlı kullanılmasıdır. Ku"...tamamı için tıklayınız.


    Akupunktur,
    ancak tecrübeli, hassas ellerle bulunabilen ya da hassas cihazlar yardımıyla ölçülebilen vücuttaki enerji yuvalarına, salt iğne batırmakla yapılan uyarıların tedavi amaçlı kullanılmasıdır. Kullanılan iğneler çelik, altın ya da gümüş olabileceği gibi, deri altı dokulara ulaşabilen lazer ışınları da tedavide kullanılmaktadır.

    Akupunktur noktalarında oluşturulan uyarıların kaç yolla etkisi olmaktadır?
    Birincisi, doğrudan etki; problemli bölgenin yakınına batırılan iğneler yardımıyla elde edilir.
    İkincisi,
    uzak etki; kas zarları gibi elektiriği kolay ileten yüzeyler yardımıyla uzaktaki bölgeye ulaşılır. daha kalıcı bir etki elde edilir.
    Üçüncüsü,
    yine uzak noktalar yardımıyla ve sinir yollarıyla beyin üzerinden ilgili organa ulaşılır. Bu tedavide oldukça karmaşık ve ciddi etkiler elde edilir. Tedavi sonucu hemen daima kalıcıdır. Kulak akupunkturu bunun en seçkin örneğidir.

    Akupunktur uygulamasında kullanılan diğer yöntemler nelerdir?
    Moxa
    ise oldukça eski dönemlerden beri noktaların yalnızca uyarılması için kullanılan bir yöntemdir. Günümüzde altın ve gümüş iğnelerin yerini ‘elektro-akupunktur', noktanın ısıtılmasına dayalı ‘moxa' yönteminin yerini ise ‘lazer akupunktur' almış gibi görünmektedir.

    Uygulamada başarı için neler gereklidir?
    Birincisi, akupunkturda her bir nokta alfabenin harfleri gibidir. Doğru tedavi için noktaların uyumlu birlikteliğine ihtiyacımız vardır. yalnızca kulakta 200'ü aşkın noktanın bulunduğu göz önüne alınacak olursa, akupunkturda hastalığa özgün nokta grupları değil, hastaya özgün nokta kombinasyonunun bulunması gerekliliği ve imkanı rahatlıkla anlaşılabilir.
    İkincisi tanı yöntemlerinin doğruluğudur. Bunun için, hem modern tıp yaklaşımlarına, hem de geleneksel akupunktur yöntemlerinin tarifinde yer alan tanı yöntemlerine hakim bir zihin gereklidir.


    Yani, başarılı sonuç için her hastalığa, hatta her hastaya özgün doğru noktaların doğru seanslarda kullanılması şarttır.

    Neden Akupunktur?
    "Tedavilerde iki sonucun buluşması amaçlanır:1. Etkinlik2. Zararsızlık “Etkin olmayan bir yönteme tedavi demek olası değildir. Peki, akupunktur etkin midir?”-Akupunktur, tedavi kapsamına aldığı;-Saman nezlesi, astım, allerjik deri hastalıkları dahil hemen tüm"...tamamı için tıklayınız.


    Tedavilerde iki sonucun buluşması amaçlanır:
    1. Etkinlik
    2. Zararsızlık


    “Etkin olmayan bir yönteme tedavi demek olası değildir. Peki, akupunktur etkin midir?”
    -Akupunktur, tedavi kapsamına aldığı;
    -Saman nezlesi, astım, allerjik deri hastalıkları dahil hemen tüm allerjik hastalıklarda;
    -Migrenden depresyona, yakın dönem felçlere kadar sinir sitstemi hastalıklarında;
    -Gastrit ve kabızlık başta olmak üzere sindirim sistemi rahatsızlıkları;
    -Kronik vajinitler ve adet düzensizlikleri, menapoz şikayetleri, hatta tüp bebek yönteminde hazırlık ve tedavi sonrası aşamalarda bebeğin  rahime tutunma olasılığını arttırmak için;
    -Bel ve boyun fıtıkları dahil omurga problemleri, artritler, myaljiler gibi eklem ve kas rahatsızlıklarında;
    -Hipertansiyon dahil dolaşım sistemi hastalıklarında,
    -Başlangıçta yakalanabilirse diyalizle sonuçlanabilecek düzeydeki nefritler dahil böbrek ve boşaltım sistemi problemlerinde;
    Ve daha birçok rahatsızlıkta, yetkin bir tedavi yöntemidir.
    Bu durum, akupunkturun, Dünya Sağlık Örgütü tarafından tedavi edici yöntemler arasına alınmasıyla tescil edilmiştir.


    “Zararı karından fazla olan bir yöntem tercih edilemez. Akupunkturun zararı var mıdır?”
    Her seans için steril iğne açılır ve bir kerelik kullanımdan hemen sonra atılır. Yani, bulaşıcı hastalık riski yoktur.
    Yalnızca iğne batarken küçük bir acı hissi ihtimali vardır. O da genellikle hasta yorgun, uykusuz ya da aşırı stresli olduğunda yaşanır. Hastanın sakinleşmesi için bir süre beklenerek acı hissinin, noktanın merkezine iğne batırmak suretiyle de ağrının önüne geçilebilir.


    Özetle akupunkturun faydası söz konusudur, zararı değil...

    Elektro - Akupunktur
    "Akupunkturun geleneksel tarifinde altın ve gümüş iğneler yer alır. Modern yaklaşımlar altının vücutta pozitif, gümüşün ise negatif etkinlikte olduğunu göstermektedir. Ele"...tamamı için tıklayınız.


    Akupunktur
    un geleneksel tarifinde altın ve gümüş iğneler yer alır. Modern yaklaşımlar altının vücutta pozitif, gümüşün ise negatif etkinlikte olduğunu göstermektedir.


    Elektro-akupunktur hem negatif etkinliği, hem de pozitif etkinliği yükselterek akupunkturun tedavi değerlerine katkıda bulunmaktadır.

    Lazer Akupunktur
    "Lazer, özellikle çocuklarda ağrısız, konforlu bir yöntemdir. Bazı romatizmal hastalıklarda tercih sebebidir. Geleneksel akupunkturda yer alan moxa yöntemi, noktanın ısıtılmasını esas alır. "...tamamı için tıklayınız.


    Lazer
    , özellikle çocuklarda ağrısız, konforlu bir yöntemdir. Bazı romatizmal hastalıklarda tercih sebebidir. Geleneksel akupunkturda yer alan moxa yöntemi, noktanın ısıtılmasını esas alır.


    Infrared lazer moxaya oranla daha hızlı bir şekilde derine ulaşabilen ısıtıcı bir yöntemdir. Kırmızı lazer ise kulak akupunkturunda, ürtiker ve akne gibi bazı deri rahatsızlıklarında oldukça değerlidir.

    Bitkiler
    "İnsan, yapısındaki tüm maddeleri, çevreden alır. Çünkü çevresinde yetişen bitkilerle ya da onlarla geçinen canlılarla beslenir. Dolayısıyla, beslenmesine ve vücudunun alımına göre çevreden aldığı bu maddeler, elemetler ve kimyasallar da değişkenlik gösterir.Sağlığın "...tamamı için tıklayınız.


    İnsan, yapısındaki tüm maddeleri, çevreden alır. Çünkü çevresinde yetişen bitkilerle ya da onlarla geçinen canlılarla beslenir. Dolayısıyla, beslenmesine ve vücudunun alımına göre çevreden aldığı bu maddeler, elemetler ve kimyasallar da değişkenlik gösterir.

    Sağlığın tarifi niteliğinde olan vücuttaki bu elementler ve kimyasallar arasındaki ince dengeler, birikim ya da yetersizlik nedeniyle zamanla bozulabilir. Hafif dengesizlikler sağlıkta kırılganlık olarak kendini gösterirken, aşırılıklar veya yetersizlikler hastalıkların temel nedenleri arasında yer alacaktır.

    Başlangıçta, vucudun ihtiyaç duyduğu azalmış maddelere karşı artmış iştah, fazlalık gösteren maddelere karşı isteksizlik ve mide bulantısı bu dengeyi korumaya çalışır. Fakat, dengesizlik iştah yardımıyla çoğunlukla düzeltilemez, çünkü alışkanlıklar iştahı yönetir ve yönlendirir. Bir kaç elementin dengesizliği ise çoğunlukla aşırı iştahsızlık, aşırı iştah ya da iştahta sapma, yani iştah şaşkınlığı olarak kendini gösterir ve tümüyle çözümsüzleşir. Hamilelikteki aşerme diye adlandırılan iştah sapması bunun bir örneğidir.

    Tüm bu risklerin önüne fazla beslenmeyle değil, dengeli beslenmeyle geçilebilir. Bozulan dengeler yine gecikmemek şartıyla bitkiler yardımıyla belli bir oranda düzeltilebilir.Bitkiler de insanın beslendiği çevreden beslenirler ve beslenmelerinde seçicidirler.

    Bazısı bünyesine topraktan demiri fazla alır, kansızlık tedavisinde etkindir, örneğin Isırgan Otu gibi.. Bazıları insülin hormonunun ko-faktörü -yani anahtarı- olan kobalt elementini depolar ve özellikle şeker hastalığında kullanılır; kekik gibi. Bazıları sinir sisteminde etkin kimyasalları fazla üretir; melisa otu, kantaron çiçeği gibi. Bazıları ise idrar söktürücüler açısından yoğundur; mısır püskülü, maydanoz gibi...

    Yani, bitkilerle vücuttaki fazlalıkları azaltmak ve eksiklikleri yerine koymak, vücutta gerçekleşen kimyasal olayları desteklemek mümkündür.


    Özetle, bitkilerin yardımıyla kolay hastalanmaktan korunmak, eğer hastalık kendini gösterdiyse orta - karar bir etkide bulunmak imkan dahilindedir. Doğru uygulandıktan sonra, yan etki potansiyeli çok düşük böyle bir yöntemi akupunktur gibi etkin ve zararsız bir tedavi yöntemiyle buluşturmak ise tahmin ötesi sonuçlar vermektedir.

    Beslenme ve Diyet
    "İnsanın yaşamak için enerjiye, temel madde ve elementleri almaya ihtiyacı vardır ki, buna beslenme denir.ihtiyaç sevkiyle alınan şeylerin olması gereken miktarının vücuda elbette ki faydası vardır. Ancak kararından fazla alınan herhangi bir şeyin, gerçek bir ihtiyaçtan alınmadığı açıktır. ihtiyaç fazlası alınan maddeler ise vücutta"...tamamı için tıklayınız.

    İnsanın yaşamak için enerjiye, temel madde ve elementleri almaya ihtiyacı vardır ki, buna beslenme denir.

    ihtiyaç sevkiyle alınan şeylerin olması gereken miktarının vücuda elbette ki faydası vardır. Ancak kararından fazla alınan herhangi bir şeyin, gerçek bir ihtiyaçtan alınmadığı açıktır. ihtiyaç fazlası alınan maddeler ise vücutta birikime yol açarlar, vücudun normal işleyişinin önünü tıkayarak bozar ve hastalıklara neden olurlar.

    Normalde, dilimizden hücrelerimize kadar, ihtiyacımız olan maddelerin ne olduğunu ve bu maddelerin ne kadarına ihtiyacımız olduğunu bildiren hassas ölçücükler, gizli minik laboratuvarlar vücudumuzda yerleştirilmiştir. Ne var ki, yanlışta ısrar alışkanlıklara dönüşerek bu gizli laboratuvarların işlevini de bozar. Örneğin sigara dumanını hangi bebeğin yüzüne savursanız rahatsızlık belirtisini halinde seyreder, yüzünde okursunuz. Oysa yanlışta ısrarın sonucu değişen ölçüler, o zararlı maddeden keyif almamıza ve o madde sanki temel ihtiyaç maddemizmiş gibi davranmamıza neden olur.

    Bu durumdan kurtulmamız için tersine bir süreci başlatmamız gerekecektir. İhtiyacımız olan besin maddelerini ve miktarlarını, lezzet alışkanlığı ve bağımlılıklar nedeniyle dengeleri şaşmış olan iç danışma merkezlerimize sormaktan ve onların verdiği kararlara uymaktan vazgeçerek dışarıdan belirlememiz gereklidir. işte beslenme diyeti budur.

    Yani, bir insanın yaşadığı çevreye, iklim koşullarına, vücudunun normal işlevlerine göre alması gereken enerji miktarını ve çeşitliliğini dışarıdan belirlememize, o kişinin beslenmesini alışkanlıklarının yönetmesine izin vermeyişimize beslenme diyeti diyoruz.

    Belirlenen bu miktardan fazlasını almaması için uygulanan yöntemlere de destek tedavileri diyoruz. Örneğin bazı bitkisel çaylar, hastanın varsa diğer rahatsızlıklarına zarar vermemeleri şartıyla iştahı azaltabilir, biriken enerjinin kaybına yardımcı olabilirler.


    Akupunktur tedavi yöntemi ise, bozulan iç dengeleri yeniden düzenleyerek işleyişinin orjinal haline dönmesine, hastanın bağımlılıklarını tedavi ederek arzulanan diyetin uygulanmasına ciddi anlamda zemin oluşturabilmektedir..

    Hareket ve Dinlenme
    "İnsan vücudunun temel işlevi, çevreyi algılamak ve hareket etmektir. Görmek, koklamak, yoklamak, eylemin yönünü belirlemek için gereklidir. Hareket edemeyen iç organlar ise, hareketli olan organlara gerekli maddeleri gereğince sağlamak, vücuttan uzaklaştırılması gereken atık maddeleri atılabilir hale geti"...tamamı için tıklayınız.

    İnsan vücudunun temel işlevi, çevreyi algılamak ve hareket etmektir. Görmek, koklamak, yoklamak, eylemin yönünü belirlemek için gereklidir. Hareket edemeyen iç organlar ise, hareketli olan organlara gerekli maddeleri gereğince sağlamak, vücuttan uzaklaştırılması gereken atık maddeleri atılabilir hale getirmek ve atmak için çalışırlar.
    Bu tanımın haricinde yer alan tek organ beyindir, o da işlerin organizasyonunu üstlenmiştir.

    İnsan vücudunun gündüz ve gece işleyişi hareket eden ve edemeyen organların işlevleriyle yakından ilgilidir. Vücudumuz gündüz ritmine geçtiğinde gece ritmine oranla farklılıklar meydana gelir. Bu hormonal ve işlevsel farklılıklar, daha çok, istemli olarak hareket ettirebildiğimiz organlarımızın, yani azalarımızın ve kaslarımızın verimli çalışmasını sağlamaya yöneliktir.

    Gece ise, vücuda gıda ve enerji temin eden, hareket etmek için değil de hareket eden organlara hizmet eden diğer organlarımız daha rahat çalışırlar. Gündüzün yükünden kurtulan bu organlar hem işleyişlerini düzenler hem de gündüz için hazırlıklar yaparlar.

    Gerek gündüz için hazırlanan organlarımızın hakkını vermemek, yani onları ihtiyaçları olan hareketten mahrum bırakmak, gerekse, gece hazırlanması gereken organlarımızın ihtiyacı olan sükuneti onlara uyku ile sunmamak bu görev birlikteliğini bozarak vücudun tümü için sakıncalı sonuçlara yol açarlar.

    Yine, hareket ve dinlenme ihtiyacımızın gereğinden fazlası da, sağlığımız için sorunlu bir alana geçmemize neden olur. Gereğinden fazla hareket, hareket eden organlara hizmetle görevli organlarımızın normal mesai ile temizleyebileceklerinden daha fazla atık madde birikimiyle sonuçlanır. Bu birikimi temizlemek için karaciğer ve böbreklerimiz fazla mesai yapmak zorunda kalır ve yorulurlar. Gereğinden fazla uyku ise kaslarımızı tembelleştirerek hareket isteğimizde azalmaya neden olur, bu da vücudumuzda gıda ve enerji birikmesini netice verir.

    Ayrıca, hareket ve dinlenme arasında olması gereken dengenin bozulması, bir çok hormonal rahatsızlığın da açığa çıkmasını kolaylaştırır.


    Yapmamız gereken ise oldukça basittir: Stres oluşturmaksızın yeterince hareket etmek, eğer şehir yaşantısı buna izin vermiyorsa, irademizi kullanarak bu hareketi egzersizlerle ve rahat yürüyüşlerle gerçekleştirmek; gece uykusundan yeterli miktarda istifade ile, vücudumuzun yeni güne hazırlanmasına izin vermektir.

    Hayat = Denge
    "Hayat ile neticelenen olaylar dizisine baktığımız takdirde sürekli tekrarlanan ve tekrarlandığı her basamak için hayati önemi bulunan iki temel geçeği görürüz:1- Farklılık2- BirliktelikHayatın içerisindeki farklılık ve birliktelik örnekleri sayılamayacak çoktur. Mesela en geniş dair"...tamamı için tıklayınız.

    Hayat ile neticelenen olaylar dizisine baktığımız takdirde sürekli tekrarlanan ve tekrarlandığı her basamak için hayati önemi bulunan iki temel geçeği görürüz:

    1- Farklılık
    2- Birliktelik

    Hayatın içerisindeki farklılık ve birliktelik örnekleri sayılamayacak çoktur. Mesela en geniş dairede güneşlerin ve gezegenlerin birlikteliğini görürüz. Biri ateştir ve aydınlatır, diğeri ise aydınlanmaya muhtaçtır. Yine en dar daire olan atomlarda elektronların ve protonların birlikteliklerini gözlemleriz. Bu ikisin ortasındaki hemen her şey farklılığın birlikteliğine birer örnektir. Sıcak ve soğuk, kuruluk ve nem, ateş ve su, durgunluk ve hareket, sert ve yumuşak.. hatta polenler ve çiçekler, erkek ve dişil özellikler karşıt özelliklere birer örnek oldukları gibi, üretkenliğe de örneklik ederler.

    Özetle, hayatın beşiği olan dünyada ve özellikle hayatla sonuçlanan her olayda bu durum rahatlıkla gözlemlenebilir.

    Denge

    Güneşle dünya arasındaki mesafenin ölçüsü, atmosferdeki gazların oranları, topraktaki elementlerin miktarları hep bir denge üzeredir. Bu hassas dengeler, hayat ile neticelenen her olayda yaşanan bir gerçektir. Hava, su, toprak, toprak içerisindeki yüzlerce değişik element ve binlerce farklı bileşik değişik ve farklı oranlarla bir araya gelerek hayata merhaba derler.

    Vücudumuzdaki minerallerin ve bileşiklerin de oranları bellidir, bu oranlardaki en ufak bir şaşma hayatımızı tehdit etmektedir.

    Çevresel denge hayata beşiklik ettiği gibi, canlıların bünyelerindeki dengeler de hayatın bir yansıması olan sağlıklı olma haline zemin oluşturur. Evrendeki veya vücudumuzdaki unsurların herhangi birinin olması gerekenden daha az ya da çok olması dengeyi bozacaktır. Bozulan dengeler yaşadığımız çevrede ısınma, kıtlık ve susuzluk, çoraklık olarak kendini gösterdiği gibi, vücudumuzda da sağlığın bozulması ve hastalıklar olarak kendini gösetrir.

    Yönetici organlarımızın bozulan dengeleri 'yeni bir denge' olarak kabul etmeleri ise hastalıkların kronikleşmesinin en önemli nedenleri arasındadır.


    Problemi kronikleştiren bu bozuk dengenin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
    Ama nasıl? (tıklayınız)